Gazetecilik, duyduğumuzu hemen yazmak değil; araştırmak, sorgulamak ve gerçeğin kaynağına ulaşmaktır. Eleştiri elbette basının görevidir. Ancak eleştirinin doğru adrese yönelmesi de gazetecilik sorumluluğunun bir gereğidir.
Afyonkarahisar’da Büyük Taarruz Zafer Haftası etkinlikleri öncesinde basın mensuplarını yakından ilgilendiren bir konu gündeme geldi.
Afyonkarahisar Valiliği tarafından yapılan duyuruda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un teşrifleriyle gerçekleştirilecek Büyük Taarruz Zafer Haftası kutlama etkinliklerini takip etmek isteyen Basın Kartı sahibi basın mensuplarının İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğüne kayıt yaptırmaları gerektiği bildirildi.
Duyuruda özellikle dikkat edilmesi gereken bir ifade vardı:
“TBMM Basın Müşavirliğinin talebi doğrultusunda liste oluşturulmaktadır.”
İşte meselenin düğüm noktası da tam olarak burasıdır.
Tepkiler Geldi, Ben de Araştırdım
Bu açıklamanın ardından Afyonkarahisar basın camiasından değerli kardeşim İsmail Ögeday ve kıymetli ağabeyim Soner Gürsan başta olmak üzere bazı meslektaşlarımız uygulamaya tepki gösterdi.
Tepkileri anlamak mümkün.
Çünkü bugün yerel basında yıllardır gazetecilik yapan, sahada çalışan, haber peşinde koşan ancak çeşitli nedenlerle Basın Kartı bulunmayan çok sayıda meslektaşımız var. Dolayısıyla böylesine önemli bir programda sadece Basın Kartı bulunan gazetecilere yönelik bir uygulama yapılması doğal olarak tartışmayı beraberinde getiriyor.
Ben de İnternet Gazetecileri Cemiyeti Başkanı ve bir gazeteci olarak konuyu araştırma ihtiyacı hissettim.
Çünkü bizim işimiz yalnızca tepki göstermek değil, gerçeğin ne olduğunu ortaya çıkarmaktır.
Yaptığım araştırmalar ve edindiğim bilgiler neticesinde, söz konusu uygulamanın doğrudan Afyonkarahisar Valiliğinin aldığı yerel bir karar olmadığı kanaatine vardım. Valiliğin açıklamasında da açıkça belirtildiği üzere listenin TBMM Basın Müşavirliğinin talebi doğrultusunda hazırlandığı ifade ediliyor.
Bu nedenle eleştirinin tamamını Afyonkarahisar Valiliğine ve özellikle Sayın Valimiz Naci Aktaş’a yöneltmenin hakkaniyetli olmayacağını düşünüyorum.
Eleştireceksek Doğru Yeri Eleştirelim
Basın Kartı olmayan gazetecilerin böylesine önemli organizasyonların dışında bırakılması tartışılabilir, hatta eleştirilmelidir.
Yerel basının gerçekleri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bir gazetecinin gazeteciliğini yalnızca cebindeki kart belirlemez. Yıllardır sahada görev yapan, şehrinin sorunlarını gündeme taşıyan, gecesini gündüzüne katan meslektaşlarımızın emeğini görmezden gelmek doğru değildir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Uygulamayı eleştirmek başka, uygulamanın kaynağını araştırmadan Afyonkarahisar Valiliğini suçlamak başka bir şeydir.
Gazetecilik tam da burada devreye girer.
Kim karar aldı?
Talep nereden geldi?
Valilik kendi inisiyatifiyle mi hareket etti, yoksa kendisine iletilen organizasyon ve güvenlik prosedürünü mü uyguladı?
Bu soruların cevabını aramadan bir kişiyi ya da kurumu hedef göstermek doğru olmaz.
Vali Aktaş’a Haksızlık Etmeyelim
Sayın Valimiz Naci Aktaş’ın Afyonkarahisar’daki görev sürecinde ortaya koyduğu yaklaşımı da görmezden gelemeyiz.
Kendisinin bugüne kadar sergilediği mütevazı tavrı, vatandaşlarla ve şehrin farklı kesimleriyle kurduğu iletişimi önemsiyorum. Afyonkarahisar’a faydalı olmak için gayret gösteren bir devlet adamına, kaynağı başka bir kurum olan uygulama üzerinden haksızlık yapılmasını doğru bulmuyorum.
Ben şahsen Sayın Valimizin basın mensuplarını “kartı olanlar” ve “kartı olmayanlar” şeklinde değerlendirerek gazeteciler arasında bilinçli bir ayrım yapacağı kanaatinde değilim.
Elbette makamlar eleştirilebilir.
Valiler de eleştirilebilir, belediye başkanları da, milletvekilleri de…
Biz gazeteciyiz.
Ancak eleştirirken hakkı teslim etmek de bizim görevimizdir.
Yanlış varsa yazacağız; fakat yanlışın sahibini de doğru tespit edeceğiz.
Basın Kartı Meselesi Yine de Tartışılmalı
Diğer taraftan bu olayın önemli bir gerçeği yeniden gündeme getirdiğini düşünüyorum.
İnternet gazeteciliği artık Türkiye'de haberciliğin en güçlü alanlarından biri haline geldi. Yerel internet gazeteleri şehirlerin nabzını tutuyor, olay yerine çoğu zaman ilk ulaşan gazeteciler arasında internet medyası çalışanları bulunuyor.
Bu nedenle önemli devlet programlarında akreditasyon yapılırken yalnızca Basın Kartının esas alınması, sahada aktif olarak çalışan gazetecilerin mağduriyetine yol açabiliyor.
Burada yapılması gereken, güvenlik ve organizasyon disiplininden taviz vermeden gerçek anlamda gazetecilik yapan meslektaşlarımızın da sistemin içerisinde yer alabileceği makul bir yöntem geliştirmektir.
Bu konuda ilgili kurumların yerel basının sesine kulak vermesi gerektiğine inanıyorum.
Gazetecilik Gerçeğin Peşinden Gitmektir
Sonuç olarak meseleye öfkeyle değil, gazetecilik refleksiyle yaklaşmak zorundayız.
Araştıracağız.
Soracağız.
Sorgulayacağız.
Ve sonunda gerçeği yazacağız.
Ben yaptığım araştırmanın ardından bu uygulamanın faturasını doğrudan Afyonkarahisar Valiliğine ve Sayın Valimiz Naci Aktaş’a kesmenin doğru olmadığı kanaatindeyim.
Basın Kartı şartı tartışılır mı?
Evet, tartışılır.
Basın Kartı bulunmayan ancak aktif gazetecilik yapan meslektaşlarımızın dışarıda bırakılması eleştirilebilir mi?
Elbette eleştirilebilir.
Ama eleştiriyi doğru adrese yöneltmek zorundayız.
Çünkü gazetecilik sadece yanlışları göstermek değildir.
Gazetecilik, gerektiğinde haksız yere suçlanan bir kişi ya da kurumun hakkını da teslim edebilmektir.
Kalemimizin gücü kadar vicdanımızın terazisi de sağlam olmalıdır.
Bugün Sayın Valimiz Naci Aktaş’a yönelik haksız bir algının oluşmasına seyirci kalmamak da benim açımdan gazeteciliğin gereğidir.
Eleştirelim… Ama önce araştıralım.
Yazalım… Ama doğruyu yazalım.
Çünkü bizim işimiz taraf olmak değil, gerçeğin tarafında olmaktır.
İNTERNET GAZETECİLERİ CEMİYETİ BAŞKANI Ahmet UÇMAK




