Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Bilim, Teknoloji, Sanat ve Spor Festivali (AKÜFEST’26) kapsamında Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Dağ tarafından “Posthüman Gelecek ve Gençlik: İnsan Nereye Evriliyor” başlıklı konferans gerçekleştirildi.
Atatürk Kongre Merkezinde gerçekleştirilen konferansa; AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Peker, Afyonkarahisar Gençlik ve Spor İl Müdürü Nedim Aslan, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Koçak, İlahiyat Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Mebrure Doğan, akademik, idari personel ve öğrenciler katıldı.
“Klasik insan tipi ortadan kalktı”
Prof. Dr. Ahmet Dağ, “Posthüman Gelecek ve Gençlik: İnsan Nereye Evriliyor?” başlıklı sunumunda teknolojinin insan doğası üzerindeki etkilerini değerlendirerek, insanlığın bugünkü noktaya ani olarak değil, tarihsel bir evrilme sürecinin sonucunda ulaştığını ifade etti. Klasik insan tipinin ortadan kalktığını söyleyen Dağ, “Şu an insanlar ilk uyandıklarında pencerelerini değil, telefon ekranlarını açıyorlar. Karşımızda duran teknolojik dünya sadece bize bilgi vermiyor; bizim davranışsal, duyusal ve düşünsel verilerimizi de elimizden alıyor. Artık arzularımızın bile algoritmalarla yönlendirildiği bir çağdayız” dedi. Yapay zekânın tarihsel gelişiminin Alan Turing’den ünlü satranç oyuncusu Kasparov’un yazılım Deep Blue’ya yenilmesine kadar uzandığını belirten Dağ, bu algoritmik yapının ise tehlikeli olduğunu kaydetti. Mevcut yapay zekâ sistemlerinin beş temel sorun barındırdığını ifade eden Dağ, “Yapay zekâya ait bu yapılar; beyaz adam eksenli (etnosantrik), Avrupa merkezli (eurosantrik), seküler/ateistik, kadın-erkek dualitesini reddeden cinsiyetsiz ve İslamofobik bir zihin koduyla inşa edildi” diye konuştu.
“Gençlerin, disiplinler arası okuma biçimi edinmesi şart”
Descartes, Leibniz ve Wittgenstein gibi dâhilerin hem matematikçi, hem fizikçi hem de filozof olduklarına dikkat çeken Dağ, “Biz pozitivizmi Fransızlardan bile daha katı uygulayarak akademide duvarlar ördük. Fizikçinin felsefeden, felsefecinin matematikten anlamadığı bir yapı kurduk. Uzmanlaşmayı ‘Ben sadece bunu bilirim, başka bir şeye karışmam’ şeklinde algıladık. Bu büyük bir hatadır. Gençlerimizin bu tekelci ve kısır döngüyü kırmak için disiplinler arası bir okuma biçimi edinmesi şarttır” ifadelerini kullandı. Akademi dünyasında “aşırı uzmanlaşma” hastalığının olduğunu ve bilim dallarının birbirinden koparıldığını ifade eden Dağ, yapay zekâ çalışmalarının sadece teknik bir alan olmadığını, felsefe, mantık, antropoloji ve teolojiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.
“Yapay zekâ araştırmacıları, felsefeyi çok iyi biliyor”
Türkiye’deki mühendislik eğitiminde felsefe ve antropoloji bilimlerine gerektiği kadar önem verilmediğini ifade eden Dağ, Batıdaki kuantum ve yapay zekâ araştırmacılarının felsefeyi çok iyi bildiğini söyledi. Dağ, “Bizim mühendislerimiz felsefeyi, antropolojiyi lüzumsuz görüyor; ders listelerinden çıkarıyor. Hatta sadece kendine yetecek kadar matematik bilerek lisans eğitimini tamamlıyor. Bilimleri birbirinden koparıp kutuplaştırdığımız müddetçe, bilimin ve teknolojinin sadece ‘kullanıcısı’ oluruz; onun üzerine etik ve özgün bir değer inşa edemeyiz” dedi.
“Silikon Vadisi, 4-5 yıl önce bünyesine teologlar dâhil etti”
Dağ, “Biz felsefeyi ya da ilahiyatı bu işlerden uzak görürken, Silikon Vadisi bundan 4-5 yıl önce bünyesine teologlar (ilahiyatçılar) dâhil etti. Max Tegmark gibi dünyaca ünlü bir fizik mühendisi, yazdığı kitaplarda teolojiyi, sosyolojiyi ve felsefeyi harmanlıyor” dedi. Bilimlerin birbirine düşman ya da kutup değil, akraba ve kardeş olduğunun kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Dağ, “Uzmanlaşmak ‘başka hiçbir şey bilmemek’ anlamına gelmiyor. Nanoteknoloji, biyoteknoloji, genetik, yapay zekâ ve psikofarmakoloji gibi yeni nesil alanlara yönelirken felsefi ve etik okumaları da bırakmamak gerekiyor” diye konuştu.
Konferans, soru cevap bölümünün ardından Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Peker’in Prof. Dr. Ahmet Dağ’a teşekkür belgesi takdim etmesiyle sona erdi.



