Afyonkarahisar’da yaklaşık 75 yıldır kesintisiz yayın yapan en köklü gazetelerinden biri olan Türkeli Gazetesinin günlük yayından haftalık yayına geçmesi beni gerçekten üzdü.

Afyonkarahisar’da yaklaşık 75 yıldır kesintisiz yayın yapan en köklü gazetelerinden biri olan Türkeli Gazetesinin günlük yayından haftalık yayına geçmesi beni gerçekten üzdü. Üzüldüm mü? Gerçekten evet. Şaşırdım mı? Kesinlikle hayır. Neden böyle dedin diyeceksiniz şimdi biliyorum. Hadi buyurun başlayalım.

HALA ALMAZ MESELA KAFAM

Ancak bir noktayı bazen anlamakta gerçekten zorlanıyorum. İstenildiğinde depolara tırlar dolusu kâğıt indirebilecek ekonomik güce sahip farklı iş insanı olan kişilerin, 75 yıllık bir günlük gazeteyi haftalık yayına dönüştürmesini; öte yanda bu şehirle özdeşleşmiş bir medya markasını başka bir şehre taşımasını ve öte yandan günlük çıkan bir gazeteyi aylık yayına dönüştürmesini anlamlandırmakta zorlanıyorum.

ELBETTE İTİRAZIMIZ OLAMAZ

Açıkçası bu tablo bana hâlâ garip geliyor. Çünkü yıllardır aynı şeyi söylüyorum. Gazetecilik; parayla girilen ama sadece parayla sürdürülemeyen ender mesleklerden biridir. Son yıllarda medya sektörü, gazetecilikten gelen insanların yanı sıra farklı mesleklerden yatırımcıların da ilgi gösterdiği bir alan hâline geldi. Elbette buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak gazete sahibi olmak başka, gazeteciliği yaşatmak bambaşka bir şeydir.

GAZETECİLİK BAZEN BEDEL ÖDEMEKTİR

Medya sahipliği, kartvizite yazılacak bir unvan değildir. Gazetecilik, gerektiğinde bir yayıncı olarak inandığınız doğrular uğruna bedel ödemeyi ve ters düşmeyi göze alabilmektir. Gazetecilik denge değil, gerektiğinde tarafsız olarak bütün dengeleri göze alabilmektir. Gazetecilik; reklam hesabı yapmadan, kamu adına ve kanunun gazetecilere yüklediği sorumluluk çerçevesinde görevini yerine getirmektir.

GAZETECİLİK BİR YATIRIM KALEMİ DEĞİLDİR

İşte bu anlayış olmadığında, bir süre sonra hep aynı cümleler duyulmaya başlanır. “Ekonomik tedbir alıyoruz.” “Küçülüyoruz.” “Yayın periyodunu değiştiriyoruz.” Elbette her yayın kuruluşu kendi ekonomik şartları doğrultusunda kararlarını alır. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Sermaye gazeteyi satın alabilir; gazeteciliği satın aldığını ise sadece zannedebilir. Çünkü gerçek gazetecilikte hedef servet büyütmek değil, güven büyütmektir. Bu meslekte bazen zarar edersiniz, bazen başa baş gidersiniz; ama kamu adına yayın yapmaktan vazgeçmezsiniz. Bunun hesabını yapmazsınız. İşte gazetecilik tam da budur.

OLAN BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNE OLUR

Bir başka dikkat çekici konu ise basın meslek örgütleridir. Bu yapıların gazetecilik mesleğinin ortak sesi olması gerekirken, zaman zaman farklı anlayış ve yaklaşımlarla yeni oluşumları yani farklı meslek örgütlerini ortaya çıkarır. Bu durum yerel basının ortak hareket etme gücünü de oldukça zayıflatır. Oysa güçlü bir yerel basın, güçlü bir meslek dayanışmasıyla mümkündür.

BURAYA BİR DUA BIRAKIYORUM BİZİMLE İLGİLİ

Ben hâlâ aynı noktadayım. Afyonkarahisar’da yerel medyanın gerçek söz sahiplerinin; gazeteciliği meslek edinmiş, bu işin mutfağından yetişmiş ve kamu yararını her şeyin üzerinde tutan gazeteciler olması gerektiğine inanıyorum. İnşallah bir gün gelir olur duası ile.

GAZETE SAHİPLERİNE BİR DERSTİR ŞU HİKÂYE

Tam da bunları yazarken önce Dünya Gazetesi’nin kurucusu, merhum gazeteci-yazar Nezih Demirkent geldi aklıma. Yıllar önce Anadolu’daki Dünya Gazetesi bürolarından birinde çalışan bir gazetecinin, giderleri azaltmak amacıyla işten çıkarılması yönündeki öneriyi finans müdürü kendisine ilettiğinde verdiği cevap, bugün bile gazete sahipleri adına ders niteliğindedir.

Demirkent şunu söylemiştir. “Bahsettiğiniz Anadolu da çalışan gazeteci çalışanım daha bir yıl önce yılların birikimiyle bir arsa alıp ev yaptı. Borcu olduğunu da iyi biliyorum. Böyle bir şeye onay vermem. Eğer şirket sıkışırsa, benim hak edişimden kesersiniz.” İşte gazeteci kökenli bir gazete sahibinin bakış açısı buydu. Öte yanda gazeteci olan kişilerin her an işten çıkma ihtimali ile bozulan motivasyonlarından kesinlikle başarı bekleyemezsiniz.

RAHMETLİ KOCAERKEK’TE GELDİ AKLIMA

Tam da bunları düşünürken bu kez rahmetli Halil İbrahim Kocaerkek geldi aklıma. Asıl mesleği gazetecilik değildi. İnanarak basın sektörüne girdi. Maddi imkânların sonuna kadar zorlandığı günlerde bile; “Kurtuluş Gazetesi yarın da çıkacak.” diyerek Konya’daki kâğıt ve kalıp tedarikçisine, “Öderiz bir şekilde tosunum.” sözünün altına imzasını attığı senetleri hatırladım. İşte gazete sahibi olmak buydu.

Nur içinde yatın ikiniz de… Biriniz bu ülkenin, diğeriniz ise bu şehrin sadece birer gazete sahibi değil; unutulmaması gereken yayıncılarından ve gerçek basın emekçilerindendiniz. Son olarak bu konuyu gündeme taşıyan gazeteci arkadaşım Ömer Mazi’ye teşekkür ediyorum.

LÜTFEN DİKKATLE BAKINIZ