Bir milleti yıkmak için önce ordusunu yenmeniz gerekmez.

Hüseyin Demir

Bir milleti yıkmak için önce ordusunu yenmeniz gerekmez.

Vicdanını çökertmeniz yeter.

Vicdanı çöken milletin mabedi de çöker, mektebi de çöker, ailesi de çöker.

Bugün üzerinde durulması gereken mesele tam da budur.

Son yıllarda toplumun inanç dünyasını hedef alan, dinî değerleri aşağılamayı cesaret sayan, kutsalı alaya almayı ise "mizah" diye sunan bir anlayış giderek görünür hâle gelmektedir. Bu anlayış, eleştiri üretmekten çok tahkir etmeyi; fikir ortaya koymaktan çok tahrik etmeyi tercih etmektedir.

Bir inancı eleştirmek başka şeydir.

Bir inancın mukaddeslerini aşağılamak bambaşka bir şeydir.

Bir düşünceyi tartışabilirsiniz.

Bir inanç hakkında akademik değerlendirme yapabilirsiniz.

Fakat milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği değerlere hakaret etmek, ne fikir özgürlüğüdür ne de sanatın koruması altındadır.

Hakaret, hiçbir zaman düşüncenin yerini tutmaz.

Bugün asıl tehlike, hakaretin sıradanlaştırılmasıdır.

Bir toplum, kutsalına yönelen saldırıyı alkışlamaya başladığında yalnız dinini değil, ahlâkını da kaybetmeye başlar. Çünkü kutsala saygısını yitiren insan, zamanla insana saygısını da kaybeder.

Dikkat edilmesi gereken gerçekler açıktır:

  • Din ve vicdan özgürlüğü, anayasal bir haktır.
  • İfade özgürlüğü de anayasal bir haktır.
  • Bu iki hak birbirini ortadan kaldırmak için değil, birlikte yaşamak için vardır.
  • Hakaret, aşağılayıcı nefret söylemi ve kasıtlı tahrik, demokratik toplumlarda dahi sınırsız koruma görmez.
  • Toplumsal barış, farklı dünya görüşlerinin birbirlerinin temel değerlerine asgari saygı göstermesiyle mümkündür.

Bugün ihtiyaç duyulan şey; öfke değil hukuk, linç değil adalet, slogan değil ilkedir.

Toplumun ortak huzurunu koruyacak hukukî mekanizmaların, ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğü arasında adil bir denge kuracak şekilde sürekli gözden geçirilmesi meşru ve demokratik bir taleptir. Bu tartışmalar hukuk devleti ilkeleri, Anayasa ve temel haklar çerçevesinde yürütülmelidir.

Unutulmamalıdır ki medeniyet, kutsala hakaret ederek değil; farklı inançlara sahip insanların birbirlerinin temel değerlerine saygı göstermeyi öğrenmesiyle yükselir.

Bir milletin inancını küçümsemek kolaydır.

Zor olan, o milletin ortak geleceğine katkı sunmaktır.

Kırmak kolaydır.

İnşa etmek zordur.

Yıkmak kolaydır.

Ayakta tutmak zordur.

Bugün hepimize düşen sorumluluk, inancı olanın da olmayanın da hukukunu koruyan; düşünceyi serbest bırakan ama hakareti meşrulaştırmayan bir kamu vicdanını güçlendirmektir.

Çünkü milletler yalnız ekonomik krizlerle değil, ahlâkî çözülmelerle de zayıflar. Ahlâkın zayıfladığı yerde hukuk yara alır; hukukun yara aldığı yerde ise toplumsal güven sarsılır.

Medeniyetin ölçüsü, en yüksek sesle konuşanların değil; en temel değerlere gösterilen ortak saygının seviyesidir.

Selam ve dua ile.