Hüseyin Demir Bir milletin geleceği, sahip olduğu servetle değil; yetiştirdiği insanla ölçülür. Güçlü ordular kurabilirsiniz, büyük şehirler inşa edebilirsiniz, ekonomik kalkınma hamleleri gerçekleştirebilirsiniz.
Hüseyin Demir
Bir milletin geleceği, sahip olduğu servetle değil; yetiştirdiği insanla ölçülür. Güçlü ordular kurabilirsiniz, büyük şehirler inşa edebilirsiniz, ekonomik kalkınma hamleleri gerçekleştirebilirsiniz. Fakat yetişen nesiller ahlâk bakımından zayıflıyorsa, bütün bu başarılar üzerine kurulduğu zemini kaybetmeye mahkûmdur.
Bugün İslâm dünyasının ve özelde Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en büyük meselelerden biri, ahlâk meselesidir. Çünkü ahlâkın zayıfladığı yerde adalet zayıflar, adaletin zayıfladığı yerde güven kaybolur, güvenin kaybolduğu yerde ise toplum çözülmeye başlar.
Kur’ân-ı Kerîm, insanı yalnızca ibadet eden bir varlık olarak değil, aynı zamanda ahlâkî sorumluluk taşıyan bir emanetçi olarak tanımlar. Bu sebeple İslâm'da iman ile ahlâk birbirinden ayrılmaz. Kalpteki inanç, hayatta karşılığını bulmalıdır. Dilde kalan bir iman nasıl eksikse, davranışa dönüşmeyen ahlâk da eksiktir.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tehlike, yalnızca bazı yanlış davranışların yaygınlaşması değildir. Asıl tehlike, yanlışın doğru gibi sunulmasıdır. Bir zamanlar utanılacak kabul edilen birçok davranışın bugün normalleşmesi, hatta özendirilmesi üzerinde ciddi şekilde düşünülmelidir.
Çünkü toplumları ayakta tutan şey yalnızca kanunlar değildir. Kanun suç işlendikten sonra devreye girer. Oysa ahlâk, suçun doğmasına engel olan iç muhasebedir. Vicdanın sustuğu yerde kanunların gücü sınırlı kalır.
Aile, bu bakımdan toplumun ilk ve en önemli mektebidir. Çocuk ilk terbiyesini okulda değil evde alır. İlk doğruluğu, ilk merhameti, ilk sadakati, ilk fedakârlığı ailesinde öğrenir. Eğer aile zayıflarsa, toplumun diğer kurumlarının bu eksikliği bütünüyle telafi etmesi mümkün değildir.
Bugün dijital dünyanın, sosyal medyanın ve küresel popüler kültürün etkisiyle genç nesiller çok güçlü bir kuşatma altındadır. Hayatın anlamı tüketmekte, mutluluk sınırsız arzuların peşinden gitmekte, özgürlük ise her türlü sınırı reddetmekte aranıyor. Oysa insanı insan yapan şey, sınır tanımaması değil; nefsine sınır koyabilmesidir.
İffet de bu noktada büyük bir değer olarak karşımıza çıkar. İffet sadece belirli haramlardan uzak durmak değildir. İffet; bakışta temizlik, dilde ölçü, kalpte edep, davranışta sorumluluk demektir. İffet, insanın kendi onurunu korumasıdır. İffet, başkasının hukukuna saygı göstermesidir.
Tarih boyunca büyük medeniyetler, güçlü aileler ve sağlam karakterler üzerine kurulmuştur. Ahlâkî çözülmenin yaygınlaştığı dönemlerde ise toplumlar içeriden zayıflamış, sahip oldukları maddî güç onları ayakta tutmaya yetmemiştir.
Bu sebeple bugün yapılması gereken, sadece ekonomik kalkınmayı konuşmak değildir. Aynı zamanda ahlâkî kalkınmayı da konuşmaktır. Sadece yollar yapmak değil, o yollardan yürüyecek karakterli insanlar yetiştirmektir. Sadece binalar yükseltmek değil, o binaların içinde yaşayacak faziletli nesiller yetiştirmektir.
Gençlere yalnızca meslek kazandırmak yetmez; ideal de kazandırmak gerekir. Yalnızca bilgi vermek yetmez; hikmet de vermek gerekir. Yalnızca başarıyı öğretmek yetmez; dürüstlüğü, merhameti, sorumluluğu ve emanete riayeti de öğretmek gerekir.
Çünkü bir milletin gerçek serveti madenleri değil evlatlarıdır. Evlatlarını koruyamayan toplumlar, geleceğini koruyamaz. Geleceğini koruyamayan toplumlar ise ne kadar güçlü görünürse görünsün, uzun vadede ayakta kalamaz.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; yeniden Kur’an’ın ahlâk anlayışına yönelmek, aileyi güçlendirmek, gençliği korumak ve fazileti hayatın merkezine yerleştirmektir. Çünkü ahlâkın olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde birlik, birliğin olmadığı yerde ise güçlü bir gelecek kurulamaz.
Milletleri kurtaran yalnızca büyük projeler değil, büyük karakterlerdir. Büyük karakterler ise ancak sağlam ailelerde, güçlü bir inanç ikliminde ve yüksek bir ahlâk anlayışıyla yetişir.
Vel hasılı öz cümle şudur: “Nesli korumanın yolu sadece eğitimden değil; ahlâkı, iffeti ve aileyi yeniden toplumun merkezine yerleştirmekten geçer.”
Selam ve dua ile.