Hüseyin Demir Türkiye'de yeni parti kurmak zor değildir. Asıl zor olan, millete yeni bir umut olabilmektir.
Hüseyin Demir
Türkiye'de yeni parti kurmak zor değildir. Asıl zor olan, millete yeni bir umut olabilmektir.
Siyasi tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Her kriz döneminde yeni tabelalar asıldı, yeni logolar çizildi, yeni sloganlar üretildi. Fakat seçmen artık yalnızca isim değişikliklerine değil, zihniyet değişikliğine bakıyor. Çünkü millet şunu öğrendi: Aynı kadrolar, aynı siyaset anlayışı ve aynı yönetim kültürü devam ettiği sürece tabelanın değişmesi, binanın boyanmasından öteye geçmiyor.
Son günlerde CHP'den ayrılan bazı isimlerin yeni bir siyasi oluşum kurması da bu açıdan değerlendiriliyor. Elbette demokratik hukuk devletinde herkesin parti kurma hakkı vardır. Bu hak, anayasal bir haktır ve demokrasinin gereğidir. Ancak siyasetin meşruiyeti yalnızca hukuki zeminden değil, aynı zamanda toplumsal güven duygusundan beslenir.
Tam da bu nedenle kamuoyunun sorduğu sorular önemlidir.
Bu yeni hareket gerçekten yeni bir siyaset mi öneriyor?
Yoksa mevcut siyasi tartışmalardan uzaklaşmak ve yeni bir başlangıç algısı oluşturmak mı istiyor?
Bu soruların cevabını zaman gösterecek. Fakat cevabı yalnızca söylemler değil, uygulamalar belirleyecek.
Millet artık söz değil, hesap verebilirlik istiyor
Türkiye son yıllarda siyasi tartışmaların merkezinde sık sık belediyeler, kamu kaynaklarının kullanımı, ihale süreçleri ve şeffaflık başlıklarını gördü.
Bu tartışmaların önemli bir kısmı yargının konusu oldu; bir kısmı ise kamuoyu nezdinde siyasi polemik olarak kaldı. Demokratik hukuk devletinde bunların nihai değerlendirme mercii bağımsız yargıdır. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan suçlu ilan edilemez. Aynı şekilde, kamu görevi üstlenen hiç kimse de "hesap vermem" diyemez.
İşte yeni kurulan siyasi hareketlerin ilk sınavı tam burada başlayacaktır.
Eğer gerçekten eski siyaset anlayışından farklı olduklarını iddia ediyorlarsa;
- Mali şeffaflıklarını açıklamalıdırlar.
- Parti finansmanını kamuoyuna açık hâle getirmelidirler.
- Belediye yönetimlerinde hesap verebilirliği savunmalıdırlar.
- Hakkında ciddi iddialar bulunan isimler konusunda "yargı sonucunu bekleyelim" demekle yetinmeyip etik standartlarını da ortaya koymalıdırlar.
Çünkü millet artık yalnızca hukuki değil, ahlaki sorumluluk da arıyor.
Asıl mesele isim değil, zihniyet
Türkiye'de birçok parti kuruldu.
Bir kısmı büyük iddialarla çıktı.
"Yeni siyaset" dedi.
"Temiz siyaset" dedi.
"Şeffaf yönetim" dedi.
Ama iktidar imkânıyla karşılaşınca eleştirdiği alışkanlıkların önemli bölümünü kendisi de tekrar etti.
İşte milletin hafızası tam burada devreye giriyor.
Bugün seçmen yalnızca "kim geldi?" diye bakmıyor.
"Asıl değişen ne?" diye soruyor.
Eğer yönetim anlayışı aynıysa...
Kadro anlayışı aynıysa...
Siyaseti kişisel sadakat üzerine kuruyorsa...
Hesap vermeyi değil, hesap sormayı tercih ediyorsa...
O zaman yeni kurulan partinin tabelası değişse de seçmenin zihninde eski fotoğraf değişmiyor.
Muhalefetin en büyük sınavı
Muhalefetin en temel görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir.
Kendisi için de aynı standartları istemektir.
Şeffaflık talep eden önce kendi kasasını açmalıdır.
Liyakat isteyen önce kendi kadrolarında liyakati göstermelidir.
İsrafı eleştiren önce kendi yönetim biçimini denetime açmalıdır.
Aksi hâlde eleştiriler, ilke değil araç olarak görülür.
Toplum da bunu fark eder.
Bugün Türkiye'de siyasete yönelik güven bunalımının önemli sebeplerinden biri budur.
İnsanlar yalnızca vaat dinlemek istemiyor.
İcraat görmek istiyor.
Sağ siyasetin önündeki tercih
Muhafazakâr ve merkez sağ siyaset açısından ise mesele yalnızca CHP'deki gelişmeler değildir.
Asıl mesele, kendi fikrî ve siyasi bütünlüğünü koruyabilmektir.
Geçmiş seçimlerde farklı ittifaklar içinde yer alan partiler, bugün yeniden kendi konumlarını tartışıyor. Bu tartışmanın merkezinde yalnızca seçim hesabı değil, temsil edilen değerlerin geleceği de bulunuyor.
Milli Görüş geleneği, Türk siyasetinde uzun yıllar boyunca ahlak, üretim, adil paylaşım ve bağımsız kalkınma söylemiyle öne çıktı. Bu mirasa sahip çıktığını söyleyen her siyasi hareket, bunu öncelikle söylemle değil uygulamayla göstermek zorundadır.
Toplumun beklentisi, ilkeler etrafında tutarlı bir siyaset anlayışıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni tabelalar değildir.
Yeni bir siyaset ahlakıdır.
Yeni sloganlar değildir.
Yeni bir yönetim anlayışıdır.
Yeni kutuplaşmalar değildir.
Yeni bir güven iklimidir.
Partiler gelir, partiler gider.
Liderler değişir.
Logolar değişir.
Fakat değişmeyen tek gerçek şudur:
Millet, kendisine hizmet edeni unutmaz; kendisini kullananı da affetmez.
Siyasetin kalıcılığı, seçim kazanmakla değil; adalet duygusunu güçlendirmek, kamu malını emanet bilmek, hukukun üstünlüğünü korumak ve milletin güvenini sürdürülebilir şekilde kazanmakla mümkündür.
Bu nedenle tartışılması gereken yalnızca hangi partinin kurulduğu ya da hangi partiden kimlerin ayrıldığı değildir. Esas mesele, Türkiye'de siyasetin daha şeffaf, daha hesap verebilir ve daha yüksek etik standartlar üzerinde yükselip yükselemeyeceğidir.
Çünkü milletin beklediği şey yeni bir isim değil; güven veren yeni bir siyaset anlayışıdır.
Selam ve dua ile.