Türkiye’de laiklik tartışması yıllardır sürüyor.

Türkiye’de laiklik tartışması yıllardır sürüyor.

Bazı çevrelerin benimsediği laiklik anlayışı, uygulamada farklı bir yere savruluyor. Laiklik; sanki kamusal alanda İslam’ın görünmemesi, dinî değerlerin kamuda yaşanmaması, dinî referansların mümkün olduğunca geri plana itilmesi gibi yorumlanıyor. İşte toplumun büyük bir kısmının itiraz ettiği nokta tam da burasıdır.

Bu milletin ezici çoğunluğu Müslümandır. Bu sadece bir sayı meselesi değil; tarihsel ve kültürel bir gerçektir. İnsanlar sabah namazına kalkıyor, çocuklarına dinî isimler veriyor, bayramlarını yaşıyor, cenazelerini dinî usulle kaldırıyor. Hayatın doğal akışı zaten inançla iç içe. Böyle bir toplumda dini tamamen “özel alan”a hapsetmeye çalışmak, hayatın gerçekliğine aykırıdır.

Sorulması gereken soru şudur:
Devlet tarafsız olacak diye toplumun inancı neden kamusal görünürlükten uzaklaştırılsın?
Bir kamu kurumunda başörtülü bir kadın çalıştığında laiklik mi zedelenir?
Bir okulda öğrenciler Ramazan ayını öğrendiğinde devlet mi çöker?

Laiklik, dini yok saymak değildir. Laiklik, farklı inançlara eşit davranmaktır. Eğer laiklik yalnızca dinî sembolleri azaltmak ya da dinî dili kamudan çıkarmak şeklinde uygulanıyorsa, bu tarafsızlık değil; ideolojik bir tercihtir.

Toplumun geniş kesimleri dinî bir baskı istemediği gibi, dinin bastırılmasını da istemiyor. Bu millet ne teokrasi talep ediyor ne de inancından utanmayı kabul ediyor. İnsanlar hem modern bir ülkede yaşamak hem de inançlarını özgürce kamusal alanda görünür kılmak istiyor. Bu ikisi birbirine zıt değil.

Modernlik, dinden uzaklaşmak demek değildir. Gelişmiş ülkelerde de insanlar inançlarını açıkça yaşayabiliyor. Sorun inanç değil; inanca karşı geliştirilen üstenci bakıştır. Dindarı potansiyel tehdit gibi görmek, toplumla mesafe koymaktır.

Bugün CHP çevresinde şekillenen bazı laiklik yorumları, toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulmuyor. Çünkü insanlar laikliğin inançlarını sınırlayan bir çerçeveye dönüşmesini istemiyor. Devletin tarafsızlığı ile toplumun inancının görünürlüğü birbirine düşman kavramlar değildir.

Gerçek laiklik;
– Dindarı ötekileştirmemektir.
– İnancı kamudan kovmamaktır.
– Devlet gücüyle kültürel dönüşüm dayatmamaktır.

Bu milletin beklentisi çok net: İnancıyla kavga etmeyen bir devlet dili. Kimsenin inancına karışmayan ama kimsenin inancını da bastırmayan bir anlayış.

Türkiye’nin ihtiyacı; özgüvenli, çoğulcu ve toplumun değerleriyle barışık bir kamusal anlayıştır.

Çünkü bir toplum, kendi kökleriyle kavga ederek huzur bulamaz.
Köklerinden utanarak ilerleyemez.

Bu millet, inancını kamudan silen bir laikliği değil; inancıyla barışık bir özgürlük düzenini istiyor.

Selam ve dua ile…